Rahmetli Babama Mektuplar- 1

Parça pinçik hatırlayabildiğim kadarıyla, pazardayız. Rize’nin meydan yerinde kurulmuş hani bildiğimiz meyve sebze satan pazarın, giysi satan kısmındayız, ben 6. sınıfa başlayacağım o sene, bana okul kıyafeti almaya gelmişiz.

Hepsinden fazlasıyla alıyoruz, iki tane değil de üç tane okul gömleği alıyor, bir değil de iki tane Pantolon alıyoruz, biri kirlenirse öbürünü giyersin diyor.Ben o zaman düşünmüyorum bunları ama tüm bu alışverişi babamla yapıyoruz, annem yok büyük ihtimalle köyde ineklere ot kesiyordur.

Sonra tüm defterlerimi de alıyoruz, hatta ben pergel takımı da almak istiyorum oynayayım diye, olsun diyor onu da alalım. Şaşırıyorum tüm bunlara biraz biraz, babamla ilk defa erkek erkeğe diyebileceğimiz bir şeyler yapıyoruz, beni ciddiye alıyor, isteklerimi çocukça bulmuyor, hiçbir şey eksik kalmasın istiyor, belki de biliyor.

Belki de, sevgili babacığım, o okul elbiselerini benim üstümde görmenin kendisine nasip olmayacağını hissettmiş,gideceğini biliyor, o gidince eksiklik çekmeyeyim diye her şeyi şimdiden hazır edeyim diyor, oğlumun ceketini gömleğini alayım da öyle gideyim diyor belki içinden, kimseye muhtaç olmasın diye geçiriyor.

Ah babacığım işte o yaz bana okul ceketiyle pantolonomu aldın ya, ağustos sonlarıydı sanırsam, hafiften güneş vardı akşam üstüydü biz alışveriş yaparken, işte eylülün sonunda sen yoktun artık babacığım, bir ay devamsızlıkla okula gittiğimde nerdeydin diye soran hocaya babam öldü diyememiştim, hala daha diyemiyorum.

O akşam, elbiseleri aldığım akşam, hepsini giyip ablamın arkadaşlarının yanına gitmiştim, çok beğenmişlerdi, adam oldun artık demişlerdi bana, ben farkında değildim ama babacığım sen beni adam edip öyle gitmiştin, ama ben çok şaşırmıştım pergel takımını almama izin vermen beni çok sevindirmişti, benimle birebir ilgilenmen beni çok sevindirmişti baba, seni daha bilinçli sevmeye başlamıştım ki sen gittin.

Sen gittin ya baba, biz hiç inanmadık senin gittiğine, bunun en büyük göstergesi ne biliyor musun? Senden bahsederken hala daha baba diyoruz, hiç kimse rahmetli veyahut merhum demiyor, diyemiyor çünkü biz on yıldır tutulmaşın bir yasın hikayesindeyiz, ben mesela Hiçbir zaman, yüreğim dolup taşsa da anneme gidip babamı çok özledim diyemedim,

Ama baba, eklemeden geçemeyeceğim,kağıtta 24 senelik gözyaşında ebediyen hayat arkadaşın, yani senin tabirinle ‘general’ o, annem, varya işte ona güvenin sonsuz olsun, gideli on yıl oldu beş çocuğuyla dimdik ayakta duruyor, ve biz de o daha fazla üzülmesin diye yanında senden hiç bahsedemiyoruz,babasız büyükmek zordur bilirsin sen de 13 yaşında yetim kalmıştın, ama bu da bizim imtihanımız di mi baba, senin için annemiz için bütün bu zorluklara göğüs germeliyiz di mi ?

Baba, bundan sonra sık sık yazmaya çalışacağım,

Gasilhanede, önümdeki metal masanın üstünde beyazlar içinde yatarken kefenin üstünden ellerini öpüyordum doya doya, baba bizi bırakıp nerelere gittin diyordum, aynı şekile artık mezartaşını öpüyorum baba,

Belki arayıp baba bugün de şurda şunu yaptım, şunu kazandım diyemesem de, sana da benim ortaokul elbiselerimi görmek nasip olmasa da, bu bizim imtihanımız baba,

 

yazmıyorum artıkın

evet doğrudur, artık yazmıyorum ve yazmayacağım da

bu zamana kadar, yaklaşık bir senedir üzerine beylik laflar söylemekten kaçınmadığım, bazen bir gün içersinde iki üç defa bile yazabildiğim, kendimi üzdüğüm, kafa patlattığım sıkıntıdan patladığım bir konu-mesele vardı:

aşk


rahmani, ilahi gibi kelimelerin mevsufu olmamış bu konu üzerine yaszdım durdum, açıkçası salladım durdum, artık yazmayacağım öyle şeyler, beşeri mi diyeyim insani mi diyeyim işte o aşk üzerine artık yazmıyorum hafız, o konu artık sadece

kaderimde olan, bir gün gelecektir

cümlesinde/kaidesinde gizlidir.Hissiyatım ve tabiatım artık o -gelecek olan kaderimde olan artık kimse-na aittir/ona ait olmalıdır.

niye?

yazmıyorum artık

çünkü

alıntı yapmadığım, yapmayı yediremediğim için, oturup yazıyorum siz okuyup üzlüyorsunuz, işin kötüsü ben de üzülüyorum, yazarken üzülüyorum, yazı yazmak için üzlüyorum malzeme olsun diye, işte hep bi üzüntü ondan dolayı mesela

cemal süreya’dan alıntıyorsunuz:

”Önce bir ellerin var
Yalnızlığımla benim aramda
Sonra birden kapılar açılıverdi
ağzına kadar”

ben kendim oturup yazıyorum:

ellerin,

nerde yürek kokan ellerin,


siz rahatsınız şiiri bir oku iki oku bir güne kalmaz unutursun, ama benim için öyle değil, en az iki hafta ama yürek kokan elleri diye dolanıyorum etrafta, bir muhabbetin ortasında uygunsuzca ağzımdan kaçıyor, millet yine romatiğe bağladın diye yardırıyor

bi de o kadar yazıklarının hesabını vermek  var onu hiç katmıyorum

işte bunun gibi bilumum sebeplerle mütevellit artık aşk üzerine yazmıyorum hanımlar, beyler

ama bu bittabi yazmayacağım anlamına gelmiyor,psikolog onaylı yeni bir yazı dizisiyle yakınlarda buralarda olacağım inşallah.

yeni yazısı demişken başlığını vermeden edemiyeceğim: Rahmetli’ye Mektuplar

 

okuyaydın, geldiydin

 

Çengelköy mezarlığında olacağız
Tam resimde gördüğün yerde
Önümüz mezarlık , sonsuzluk
Onun arkasında deniz , ebediyet
Ben tabi çekmişmişim ismailabi takım elbisesini
Sen anlamışsın zaten olayı
Ceketimin cebinde kırmızı bi kutu çıkıntı yapıyor
Her şey hazır olduğunda ben sana o muhteşem soruyu soracağım
“Benimle” diyeceğim duraksayacağım biraz
“Benimle ölür müsün?” diyeceğim sen şaşıracaksın tabi biraz
Yaşamak mezarlıkta kalsın , denizin derinliklerinde beraber ölebilir miyiz?
Yaşam her şeyi bir yana koysun kendisi dahil,
Biz beraber susmalıyız ,
Biz beraber çene kapamalıyız bu hayata
Biz beraber ölmeliyiz…

 

bir pazar şiiridir

anne

kadınlar diyorum

nerde?

peygamber çiçekleri

kadınım diyorum

anne

hani nerde?

yürek kokan elleri

 

kandilli- 15/04

bir salı şiiridir.

yüreğime sokacaksın

yürek kokan ellerini

gögüs kafesimin boşluklarından girecek

ellerin

alacak ve çıkartacaksın yüreğimi

yüreğimi yıkamayalız

yüreğim çok hüzünlü

bir değerlidir diyeceğim

kevser ırmağının suyu veya

zemzem gerek

temizliği için

ki

bu ancak

senin gözyaşlarındır


tb-17/04

 

Anitanın Aşkı ya da Antigone New York’ta

Gecen haftalarda gidebildigim bir oyun uzerine :

http://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-sehirler-istanbul-detay-anitanin-aski-ya-da-antigone-new-yorkta.html

*ağır spoiler içerir!

biletleri kontrol eden görevlinin yaninda, NYPDa mensup polisler gibi tipatip onlar gibi giyinmis bir polis bekliyor, görünce ya ben bu adami bir yerden taniyorum dediğimiz kişinin sonradan hanimin çiftligindeki tombul biyikli hoca geçinen amca olduğunu ögreniyoruz.

evsizlerin , daha doğru bir ifadeyle sokakta yasayanlarin hikayesini anlatan o polisin monolog konusmasiyla baslayan oyun , bir park ta 3-4 bankin , iki sokak lambasinin ve çöp kutularının esliğinde bir sahnede sergileniyor. Polisin evsizleri aslinda savunarak onlara değer vererek bazı örnekleri anlatması aklımıza van depremine yardim toplayan belediye tesislerinin kapisina geceden topladigi kartonlari bırakan bizim ulkemizin evsizlerini getiriyor.

Evsizlerden biri saşha biri anita biri de pire. newyork un bir banliyosunde gecen geceleri bu kisilerin baslarindan gecen hikayelerle anlatiliyor,

polonyadan , rusyadan amerikaya goc etmis bu evsizlerin hayal kiriklari aslinda hayati artik ciddiye almayislarinin ardinda yatan en buyuk sebeplerden biri. Bu Newyork’un gokdelenleri ne kadar uzunsa ; mezarliklari da o kadar derindir diyor pire.

Anitanin sevdigi insan johnu gömdükten sonra hemen saşha ile bir duygusal ilişkiye girmeye calismasi hem akli dengesizliği hem de bu oyunun absürt tiyatro benzeyisiyle anlamlandirilabilir.

Edebi , sanatsal baglamda , absurd tiyatro orneklerini tasindigini dusundurmekte, ozellikle bazi sahnelerde harold pinterin The Caretaker oyunundaymis gibi hissettiginiz oluyor, Brooklyn’ gidememek veyhaut tabutlari arastirirken pirenin gayet konuyla alakasiz olarak yona’nin gelisini anlatmaya calismasi , yazarini bilmedigim bu oyunun aslinda absürt tiyatro absürt tiyatronun açık açık izlerini tasidiğini gözler önüne sermekte

2 saat 15 dakika gibi uzun soluklu bir oyun olmasi hasebiyle , ve soyut gözüken bagintilari kafanizda bazi simgelerle tam yerine oturtamamaniz sebebiyle , izlenmesi, hatta takip edilmesi zor bir oyun diyebilirim ,

ama o kadar da kötü değil

Kürk Mantolu Madonna Üzerine

Ağır spoiler içerir!

aşktan çok bir tutkunun, tutukluğun hikayesi bu kitap , zamanimizin iliskiler etimolojisinin diliyle `ama ben seni hep arkadas olarak dusunmustum demenin` kitaplasmis hali. Sanki bu bahaneyi kullananlan ilk kisi bu hikayeden cikarsamis o mazereti.

Ben resme asik olup, bunula iktifa edecegini ve tutuklugunu bir resim parcasinin uzerine ekecek diye dusunuyordum. Ama kadinla konusabilmesi ve tanismasi beni sasirtti .

Kadinin ozellikle kitabin sonuna farkina vardigimiz fedakarligi ise kelimenin tum anlamlariyla ‘yurek daglayici’

okuyunuz efendim, biraz kendinizi bulacaksiniz

 

neyi ariyorum?

ne arıyorsun…?

genellikle dört seyi aradigim vakidir

bazen

mezar tasinda isminin ardindan ‘hoca efendi’ lafzi kazinmis,

erkek erkege bir kere oturmamiz nasip olmamis

benim hep cocugu oldugum, delikanlisi olamadigim

ozellikle de kiz istemeye yanliz gidecegimi dusundugum anlarda

rahmetli babami ariyorum

bazen

olum allahin emri , şu ayrilik olmasaydi

diyen, diyebilen yaklasik on yildir ebeveynlerimin ikisi de olan

babasini kaybettiginde , anne babasiz kalmak nasildir bilirim diyemedigim

bi sikintisi oldugunda , allahim sana yaslandim diyen

sevdigim ilk kadin annemi ariyorum

bazen

20 yasini devirmis sanirsam

okudugu kitaplarda kaybolan

cabuk etkilenen hemen aglayan

korkak bir cocugu

kendimi ariyorum

dorduncu sey varya hani

sevgili,yar, can, hayat, general, sultan, majeste,

iste ben artik onu aramiyorum

aramak aranmaga donusebilir cunku ve buna ona zarar verebilir

ondan dolayi aramayi biraktim , sadece

bekliyorum

 

Bursa’da Zaman

Bursa’da
Haraççızade Medresesinin bahçesindeyiz
Bizden önce gelenler karla kaplı masanın üstüne kalp ciziktirip isimlerini yazmışlar , sevdaya meyletmişler demek ki
İki çay sôylüyoruz , aksamustugel bir çakmak çıkartıyor
Çömeliyorum masaya doğru , çantamdan İbrahim Tenekeci’nin Güzellik Uykusu kitabını alıyorum,
sayfayı belirlemişim önceden Üstünkörü şiirini açıyorum,
“bana sırtını dön, bir mektup yazacağım” kısmını da okuyup
çaydan bir yudum alıyorum
çaya düşmek niyetiyle sevdalara düşüyorum hafız
mezkur cümlenin ne kadar yıkıcı oldugunu yeni yeni ayrımsıyoruz
iki çay daha söylüyoruz ,
daha önce hiç görmediğimiz ara sokaklara bırakıyoruz kendimizi
son olarak da , bir daha gelmeye niyet ediyoruz
Fonda kahverengi gôzlerin çalıyor,
Gözlerimden iki renk hücresi çalıyorum sana yolluyorum
Çayına seker olsunlar diye

Sultanım’a Mektuplar-4

Sultanım , buluşacağımız günle alakalı yazmak istiyorum bugün.Zamanı ve mekanı netleştirelim diyorum.Zamanını söyleyelim de hemen mekan konusunda biraz edebiyat yapmaya meyyalim var

 

Zaman:temmuz ayının 27si öğle ezanından yarım saat sonra

 

Niye? Çünkü Temmuz ayının 27si yaz akşamı olmaya gebedir , ve yaz akşamları güzel olmaya mecburdur. Öğle ezanı vakti de Güneşin zeval boğumundan geçip bizi terketmeye niyetini ifade ettiği vakittir, yarım saat de istanbula hediyemiz olsun

 

Mekan: Karaahmet Mezarlığı’nda asil ama bir o kadar mütevazı bir dörtyol. Dört yolun bulunduğu bu kavşakta üç yol düz olmasına rağmen bir yol hafifçene diktir, işte o yolun başında seni bekliyor olacağım.Yol aşağıdaki resimde mevcut ,tam bu yolun başında olacağım.

 

 

Niye?

 

Çünkü Karacaahmet ,Karacaahmet sonsuzluk.

 

Çünkü Karacaahmet sonsuzluksa, Karacaahmet’den yoksunluk da onsuzluktur.Ve biz her şeye eyvallah deriz ama onsuzluğa asla.

 

Çünkü Karacaahmet, ölmeden önce ölüme en fazla yaklaşabilmektir.

 

Çünkü Karacaahmet dili olsa alıntılamak isterdi ki :”Ölmeden önce ölünüz”

 

Çünkü ben seni Karacaahmet’e davet ederek; Burası işte ölüm , önce ölmeye sonra beraber yaşamaya var mısın ? demek isterim.

 

Çünkü biz hep ölümden sonraki yaşam için yaşamaya niyet ettik, gayret ettik, öyle yapalım istedik.

 

İşte başlayacağız çıkmaya bu hafif dik yokuşu , ben sadece seni gördüğümde buyrun lütfen deyip , yolu göstereceğim , sonrasında susmaya niyetliyim,Benim suskunluğum karşısında ne yaparsın bilmiyorum ama lütfen geri dönme , yürümeye devam et benimle, yol çok dar olduğundan arabalar geçerken kaldırım taşını üstüne çıkmak zorunda kalacağız, bu kaldırım taşına çıkma olayının vereceği rahatsızlık için şimdiden özür dilerim.Yolu bitireceğiz, sonuna gelirken incelecek yol ve bitecek yolun sonundan sola dönüp biraz daha yürümeye devam edeceğiz ve ben duracağım. Solda demir yeşil parmaklıklı bir mezarın hemen karşısındaki bir mezarı işaret ederek : Orayı ziyaret edeceğim diyeceğim , siz de gelebilirsiniz diyeceğim.Sen de Sultanım , o ana kadar ki suskunluğuma dayanmışsan eğer, yine zarif bir davranış sergileyerek benimle geleceksin.Başucunda duracağımız mezarın , mezartaşı aşağıdaki gibidir

 

Bu mezartaşını sana okuyamayacağım Sultanım.

 

Çünkü:Bu mezartaşını herkes görmemiştir ve sen onu okuyabilecek ve içerdiği dua ile şereflenebilecek kadar muhteremesin.

 

Ziyaretimizi tamamladıktan sonra , ne olacak ben de bilmiyorum, seninle birlikte tamamlayabilmeyi ümit etmek kafi geliyor bana.

 

Gözüm.