Parça pinçik hatırlayabildiğim kadarıyla, pazardayız. Rize’nin meydan yerinde kurulmuş hani bildiğimiz meyve sebze satan pazarın, giysi satan kısmındayız, ben 6. sınıfa başlayacağım o sene, bana okul kıyafeti almaya gelmişiz.
Hepsinden fazlasıyla alıyoruz, iki tane değil de üç tane okul gömleği alıyor, bir değil de iki tane Pantolon alıyoruz, biri kirlenirse öbürünü giyersin diyor.Ben o zaman düşünmüyorum bunları ama tüm bu alışverişi babamla yapıyoruz, annem yok büyük ihtimalle köyde ineklere ot kesiyordur.
Sonra tüm defterlerimi de alıyoruz, hatta ben pergel takımı da almak istiyorum oynayayım diye, olsun diyor onu da alalım. Şaşırıyorum tüm bunlara biraz biraz, babamla ilk defa erkek erkeğe diyebileceğimiz bir şeyler yapıyoruz, beni ciddiye alıyor, isteklerimi çocukça bulmuyor, hiçbir şey eksik kalmasın istiyor, belki de biliyor.
Belki de, sevgili babacığım, o okul elbiselerini benim üstümde görmenin kendisine nasip olmayacağını hissettmiş,gideceğini biliyor, o gidince eksiklik çekmeyeyim diye her şeyi şimdiden hazır edeyim diyor, oğlumun ceketini gömleğini alayım da öyle gideyim diyor belki içinden, kimseye muhtaç olmasın diye geçiriyor.
Ah babacığım işte o yaz bana okul ceketiyle pantolonomu aldın ya, ağustos sonlarıydı sanırsam, hafiften güneş vardı akşam üstüydü biz alışveriş yaparken, işte eylülün sonunda sen yoktun artık babacığım, bir ay devamsızlıkla okula gittiğimde nerdeydin diye soran hocaya babam öldü diyememiştim, hala daha diyemiyorum.
O akşam, elbiseleri aldığım akşam, hepsini giyip ablamın arkadaşlarının yanına gitmiştim, çok beğenmişlerdi, adam oldun artık demişlerdi bana, ben farkında değildim ama babacığım sen beni adam edip öyle gitmiştin, ama ben çok şaşırmıştım pergel takımını almama izin vermen beni çok sevindirmişti, benimle birebir ilgilenmen beni çok sevindirmişti baba, seni daha bilinçli sevmeye başlamıştım ki sen gittin.
Sen gittin ya baba, biz hiç inanmadık senin gittiğine, bunun en büyük göstergesi ne biliyor musun? Senden bahsederken hala daha baba diyoruz, hiç kimse rahmetli veyahut merhum demiyor, diyemiyor çünkü biz on yıldır tutulmaşın bir yasın hikayesindeyiz, ben mesela Hiçbir zaman, yüreğim dolup taşsa da anneme gidip babamı çok özledim diyemedim,
Ama baba, eklemeden geçemeyeceğim,kağıtta 24 senelik gözyaşında ebediyen hayat arkadaşın, yani senin tabirinle ‘general’ o, annem, varya işte ona güvenin sonsuz olsun, gideli on yıl oldu beş çocuğuyla dimdik ayakta duruyor, ve biz de o daha fazla üzülmesin diye yanında senden hiç bahsedemiyoruz,babasız büyükmek zordur bilirsin sen de 13 yaşında yetim kalmıştın, ama bu da bizim imtihanımız di mi baba, senin için annemiz için bütün bu zorluklara göğüs germeliyiz di mi ?
Baba, bundan sonra sık sık yazmaya çalışacağım,
Gasilhanede, önümdeki metal masanın üstünde beyazlar içinde yatarken kefenin üstünden ellerini öpüyordum doya doya, baba bizi bırakıp nerelere gittin diyordum, aynı şekile artık mezartaşını öpüyorum baba,
Belki arayıp baba bugün de şurda şunu yaptım, şunu kazandım diyemesem de, sana da benim ortaokul elbiselerimi görmek nasip olmasa da, bu bizim imtihanımız baba,


